Showing posts with label haberturk. Show all posts
Showing posts with label haberturk. Show all posts

Thursday, February 21, 2008

Üç dakikada bir kişi cüzzama yakalanıyor

İstatistiklere göre, 2006 yılında, 20 bini çocuk olmak üzere en az 265 bin kişi cüzzam hastası oldu.

Dünyada üç dakikada bir kişinin cüzzama yakalandığı bildirildi.

55. Dünya Cüzzamlılar Günü öncesinde açıklama yapan Paris’teki bir sağlık vakfı, bir basilin sebep olduğu hastalığın bulaşmasının önlenebildiğini ve hastanın bir yıldan kısa sürede tedavi edilebildiğini vurguladı.

Uzmanlara göre, cüzzam basilinin kuluçka dönemi 10 ila 20 yıl sürüyor. Fazla bulaşıcı olmayan hastalık, esas itibarıyla solunum yoluyla geçiyor. Basilin bulaştığı insanların yüzde 90′ında hastalık ortaya çıkmıyor. Cilt lekeleri hastalığın ilk habercisi oluyor.

1981 yılından beri üç antibiyotik karıştırılarak yapılan tedavi, basili öldürüp hastalığın bulaşmasını önlüyor. Hasta 6 ila 12 ay içinde iyileşebiliyor.

Son 25 yıl içinde 14 milyondan fazla hasta iyileşti. İstatistiklere göre, 2006 yılında, 20 bini çocuk olmak üzere en az 265 bin kişi cüzzama yakalandı.

Cüzzam, başta Hindistan ve Brezilya olmak üzere 100 kadar ülkede görülüyor.

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=52869&cat=220&dt=2008/01/25

Erkekler DİKKAT! İktidarsızlığa çözüm bulundu

Geliştirilen bir ilaç ile, sertleşme sorunu olan erkeklerin tedavisinde başarı sağlandı..

Yapılan son araştırmalar göre Türkiye’de yaklaşık 5 milyon erkek sertleşme sorunu yaşıyor. ABD’deki araştırmalar ise yaklaşık 30 milyon erkeğin sertleşme sorunu (ED) yaşadığını ortaya koydu. Ayrıca şeker hastalarının yaklaşık yüzde yetmişinin ereksiyon bozukluğuna yol açabilen dislipidemi gibi (yüksek kolesterol, hiper tansiyon veya şeker hastalığı dahil) diğer genel hastalıkları da mevcut.

Kuzey Amerika Cinsel Tıp Kuruluşu’nun Chicago’da düzenlediği toplantıda açıklanan bir araştırma bir ilaç firmasının geliştirdiği, sertleşme sorununu önleyici vardenafil etken maddeli ilacın, yüksek kolesterol dahil dislipidemisi ve sertleşme sorunu olan erkeklerde başarılı olduğunu gösterdi.

DESTEK SAĞLADI
Toplantıda konuşan Brown Üniversitesi’nin Warren Alpert Tıp Okulu’nda Aile Tıbbı Klinik Doçenti Dr. Martin Miner, sertleşme sorununun yüksek kolesterol ile doğrudan ilişkisi olduğunu söyledi. Buna karşın birçok doktorun hayat kalitesini engelleyen bir sorun olan ED’yi tedavi etmediğini belirten Dr. Miner: ”Bu çalışma, yüksek kolesterolü erkeklerde görülen ED’nin başarıyla tedavi edebilmesi için destek sağladı” dedi.

BUGÜN

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=52898&cat=220&dt=2008/01/26

Rahim aşısı mı öldürdü ?

Türkiye’de de hararetli tartışmalara neden olan rahim ağzı aşısı 2 genç kızın ölümüyle gündemde!

Türkiye’de de hararetli tartışmalara neden olan rahim ağzı aşısı, Avrupa’da aşıyı yaptıran 2 genç kızın ölümü ile yeniden gündemde… Başta İngiltere ve ABD olmak üzere pek çok ülkede, 11 yaşından itibaren genç kızlara uygulanması için hükümetlerin girişim başlattığı, Merck firması tarafından üretilen “Gardasil” adlı aşı, geçtiğimiz dönemde ABD’de 12, 19 ve 22 yaşlarında 3 genç kızın, aşıdan kısa süre sonra ölümüyle tartışılmıştı. Son olarak da biri Almanya diğeri Avusturya’da, kimlik bilgileri açıklanmayan iki kızın aşı yaptırdıktan sonra yaşamını yitirmesi üzerine soruşturma açıldı. Bugüne dek bin 700′den fazla genç kızda yan etkiler ortaya çıkması da soru işaretlerini artırıyor.

‘BÖYLE OLACAĞI BELLİYDİ’

Avrupa İlaç Ajansı (EMEA) sözcüsü, “Ölümlere doğrudan Gardasil kullanımının neden oluğuna dair somut bulgu yok” derken, Avrupa genelinde 1.5 milyon genç kıza güvenli şekilde aşılama yapıldığına da dikkati çekti. Merck firmasının Türkiye’deki İlaç Medikal Direktörü Dr. Meltem Telaferli de, “Her iki vakada da aşıyla ilgili nedensel ilişki görünmüyor” dedi. Aşı Türkiye’de ilk uygulandığında, “Ben çocuklarıma bu aşıyı yaptırmam” çıkışını yapan Sağlık Bakanlığı Kanser Daire Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer ise şu yorumu yaptı: “Böyle olacağı belliydi. Bir salgın olsa aşının ön plana çıkarılmasını desteklerim ancak hemen üzerine atlamak doğru değil. Ölümlerle aşının bağlantısı var mı incelemek lazım.”

Sabah

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=52911&cat=220&dt=2008/01/26

Karnından 6 kilo kist çıktı

“Hamileyim” sandı, doktora gitti ve şoka girdi…

Kayseri’de yaklaşık iki ay önce karnındaki aşırı büyüme sonucu hamile olduğunu zanneden ve doktora başvuran bir kadının karnından eşine az rastlanır 6 kilogram ağırlığında bir kist çıkartıldı.

Karnındaki aşırı büyüme sebebi üzerine şüphelenen genç bir kadının karnından 6 kilogram ağırlığında bir kist çıkartıldı. İki ay önce normalin üstü bir şekilde karnı büyüyen 21 yaşındaki Halime Ağırbaş, Özel Tekden Hastanesi’ne başvurdu. Yapılan tetkikler neticesinde, ilk bakışta çocuğunun olacağını zanneden kadının karnındaki büyümenin aslında, eşine ender rastlanır bir kist yapılanması olduğu ortaya çıktı. Durumun ciddi olması sebebiyle hemen ameliyata alınan hastanın
karnından 6 kilogram ağırlığında, 30 cm çapında, eşine az rastlanır bir kist çıkartıldı. Operasyonu gerçekleştiren Tekden Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü doktorları Uzman. Dr. Turgut Köse ve Kadın Doğum Uzmanı Uz. Dr. Aytül Aslan Erdoğmuş, yaptıkları açıklamada, ilk defa bir hastanın karnından bu büyüklükte bir kitle çıktığını belirterek, kitlenin diğer organlara zarar vermeden çıkmasının önemli olduğunu kaydetti.

“İLK ÖNCE HAMİLE OLDUĞUMU ZANNETTİM”

Ameliyat öncesinde 53 kilo ağırlığındaki hasta, ameliyat sonrasında 46 kiloya düşerek yakınlarını da şaşırttı. Kurtulduğu bu ağırlıktan sonra çok mutlu olduğunu ifade eden Halime Ağırbaş, “2 ay içinde 9 aylık hamile olan bir kadının gibi karnım şişti. Önce hamile olduğumu düşünüyordum. Ancak şişlik çok hızla artınca hastaneye başvurdum” dedi.

İHA

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=52968&cat=220&dt=2008/01/26

Kocaya anti-viagra

Kadın eşini aldatmak için ona hain bir plan uyguladı…

İtalya’nın Sicilya Adası’ndaki Catania kentinde, ikisi de evli olan bir kadın ve erkek arasındaki yasak aşk, cezaevinde sonuçlandı.

Yasak aşk, mağdur kocanın hastanelik olmasının ardından başlayan telefon
dinleme işlemi neticesinde gün ışığına çıkarılabildi.

Angela Costanza adlı 46 yaşındaki kadının, sadece sevgilisiyle birlikte olma uğruna, kocasının yiyeceklerine iki yıldır gizlice bir tür antiviagra niteliğindeki cinsel arzuları yatıştırıcı madde karıştırdığı ortaya çıktı.

İtalyan basınındaki haberlere göre, yasak aşkın varlığının keşfedilme süreci, mağdur kocanın bundan bir süre önce hastanelik olmasıyla başladı. Tümör korkusuyla hastaneye başvuran mağdur kocaya, bir türlü teşhis konulamadı.

Karısını takibe alan mağdur koca, hem aldatıldığını hem de yiyeceklerine ilaç
karıştırıldığını keşfetti.

Mağdur kocanın şikayeti üzerine Catania’daki jandarma tarafından, Angela
Costanza ile 53 yaşındaki sevgilisi L.A.’nın telefonları dinlemeye alındı.

Telefon kayıtları ihaneti belgelerken, mağdur kocanın rahatsızlığının da yiyeceklerine yaklaşık iki yıldır gizlice karıştırılan ilaçtan kaynaklandığı saptandı.

Dün her iki zanlının gözaltına alınarak cezaevine sevk edildiği öğrenildi. Angela Costanza, eşine gizlice verdiği ilaçlarla vahim zararlara yol açmak, isminin sadece baş harfleri açıklanan sevgilisi L.A. ise evinde karısını ve çocuklarını dövmekle suçlanıyor.

A.A.

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=52931&cat=220&dt=2008/01/26

Kilo alıyoruz

2025 yılında Türkiye’nn yüzde 40′ı, Amerika’nın tamamı şişman olacak…

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Tabip Odası işbirliğiyle yürütülen sağlık panellerinin yeni dönemi başladı.

Şişmanlıkla ilgili panelde konuşan Prof. Dr. Candeğer Yılmaz, bu hastalığın sebeplerinin başında yüzde 50 ile beslenme değişikliğinin geldiğini söyledi. Şişmanlığın yüzde 35′inin ırsi, 15′inin ise genetik sebeplere dayandığını belirten Yılmaz, araştırmalara göre 2025′te dünya nüfusunun dörtte birinin, Türkiye nüfusunun yüzde 40′ının, ABD’nin ise tamamının şişman olacağının ortaya koyulduğunu dile getirdi.

Geçen yıl İzmir’de dokuz mahallede düzenlenen ve 2 binin üzerinde hanımın dinlediği sağlık panellerinin 10.’su, Buca ilçesi Kuruçeşme Mahallesi’ndeki Ege İhracatçılar Birliği İlköğretim Okulu’nda yapıldı. Panelde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metobolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yılmaz, “Sağlıklı Beslenme ve Obezite” konusunu işledi. Özellikle ev hanımlarının büyük ilgi gösterdiği panele katılanlar, modernleşme ve sağlıksız beslenmenin yol açtığı şişmanlamanın dünyanın en büyük salgın hastalığı olduğunu söyleyen Yılmaz’a sorular sorarak bilgi edindi. Uzun sürede oluşan obezitenin çözümünün de uzun süreli olduğunu vurgulayan Candeğer Yılmaz, şu önerilerde bulundu: “Salgın şekilde yayılan ve tekrarlayıcı bir hastalık olan obezitenin en iyi tedavisi kilo almamaktır. Kilo vermek isteyenlerin öğün atlamamak, vücudun ihtiyacı olan her besinden her gün belirli miktarda yemek gerekir. Kırmızı et yerine tavuk ve balık eti daha sağlıklıdır. Kızartma yerine haşlama ve ızgara yenmelidir. Tatlı yemek isteyenler, daha az kalorili olan sütlü tatlıları tercih etmelidir. Ayrıca bol meyve ve sebze yenmelidir.”

Sabah

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53003&cat=220&dt=2008/01/26

Yeni moda kızlık zarı diktirmek

Sadece İstanbul’da bunun için hastaneye koşan binden fazla bayan var bazıları ise eşine sürpriz için diktiriyor.

Kapalısı açığı, eğitimlisi eğitimsizi binlerce genç kız, kızlık zarının tamiri için hekimlerin kapısını çalıyor. Doç. Dr. İbrahim Aşkar, ‘Kesin olmamakla birlikte sadece İstanbul’da her yıl binden fazla kızlık zarı dikiliyor’ dedi.

Kızlık zarı ülkemizde halen tabu olmayı sürdürürken; bu yüzden cinayetler işleniyor, genç bedenler toprağa veriliyor.

Latince adı ‘hymen’ olan kızlık zarı, Yunan mitolojisinde ‘Evlilik tanrısı’nın ismidir. Ülkemizde kızlık zarının bozulmamış olması, kadının bekareti yani bir erkekle cinsellik yaşamadığının sembolüdür. Bu yüzden bekaret adeta tabulaştırılmıştır. Ancak bekarete yüklenen önem, bazı durumlarda kadınların hayatının bile önüne geçer. İsteyerek ya da istemeden cinsel deneyim yaşayan körpecik bedenler, namus, töre uğruna canından olur. Aslında bozulan kızlık zarı değil, ahlakımızdır…

DURUM GERÇEKTEN VAHİM!
10 yıl Diyarbakır’da hizmet veren ve Dicle Üniversitesi Plastik Cerrahi Bölümü’nü kuran Doç. Dr. İbrahim Aşkar kızlık zarı konusunda önemli açıklamalarda bulundu. Toplumun hemen her kesiminden genç kızların kızlık zarı onarımı için kapısını çaldığını söyleyen Doç. Dr. Aşkar, “Bu sadece benimle sınırlı bir şey değil. Bütün kadın doğum uzmanlarına ve plastik cerrahlara gidildiği düşünülecek olursa olayın büyüklüğü çok daha iyi anlaşılır” dedi. “Nişantaşı’ndan ve Etiler’den onarım için başvuranlar olduğu gibi İstanbul’un varoş semtlerinden de gelenler oluyor” diye konuşan Doç. Dr. İbrahim Aşkar, zar onarımı isteyen genç kızların kesin sayısını vermenin zor olduğunu belirtti. Doç. Dr. Aşkar, bu konuda şunları söyledi: “Kızlık zarı dikimlerinin çoğunluğu gizli tutuluyor. Bir kere İstanbul’da plastik cerrah sayısı 100′ün üzerinde. Bunlardan 10 tanesi zar onarımı yapsa ve her birinin 5′er tane yaptığını düşünün. Bu arada kadın doğumcuları da unutmamak lazım. Yine İstanbul’da en az 500 tane de kadın doğumcu var. Bu doğrultuda sadece İstanbul’da yılda en az 1000 genç kızın kızlık zarı onarımı yaptırdığını söyleyebiliriz.”

AYDA 10 HASTA BAŞVURUYOR
Genç kızların daha çok kendilerine internet yoluyla ulaştığını anlatan Doç. Dr. İbrahim Aşkar, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Ortalama her gün net internet üzerinden bu konuda 1 kişiye en az danışmanlık yapıyoruz. Konu hakkında bilgi alıyorlar. Bu son derece ciddi bir rakam. Sadece bize değil birçok kişiye bu şekilde ulaşılabiliyor. Bu bana ulaşan rakam. Ama kullanamayanlar kendi bildikleri yöntemlerle tanıdık tavsiyesiyle gidip kızlık zarı onarımı yaptırıyor. Ayda ortalama 10 hasta kızlık zarı diktirmek amacıyla bize başvuruyor. Sadece birkaç tanesine biz işlem yapıyoruz. Kendilerine yapılacak işlemleri anlatıyoruz. Bu işlemlerde şehir mesafesi önemli. Sonuçta hepsi İstanbul’dan gelmiyor. Bazıları geldiklerinde kalacak zamanları olmuyor. Bu yüzden de vazgeçebiliyorlar.

İKİ TİP DİKİM İŞLEMİ VAR…
Kızlık zarı dikim işlemi iki tiptir. Birisi halk arasında yaygın olarak bilinen şekliyle hemen ilişkiye girmeden birkaç gün önceden yapılan, diğeri zarar görmüş zar parçalarını tutturup dikerek yaptığımız işlem. İkinci işlem birkaç ay, birkaç yıl dayanabiliyor. Burada amaç zarın mümkün olduğu kadar orjinale yakın olması. Hal böyle olunca en küçük zorlamayla, hareketle yırtılabiliyor. Müdahaleden sonraki 7 gün hastadan hareket etmemesini istiyoruz. Şehir dışından gelen kişi herhangi bir yakınının yanında kaldığında bunu izah edemiyor. Çünkü tanıdıklarına bunu anlatması mümkün değil. ‘Niye kalkmıyorsun, yaran yok’ veya ‘Ne ameliyatı oldun sen?’ diye soruluyor. Genç kız bunu izah edemediği için İstanbul dışından kolay kolay gelemiyor.

ELBETTE ETİK DEĞİL
Ancak bu hafta sonu kızlık zarını diktirmek için gelecek ayın 10′una bir hastamız randevu aldı. Uzun süreli dikim istiyor. Aslında insanlar bu olayı bir tatil programını planlar gibi planlıyor. Etik olmadığı konusunda ben de hemfikirim. Yalnız şu var ki; ‘ben Ayşe’nin Fatma’nın kızlık zarını diktim’ diye açıklamak da etik değil. Doğal olarak hasta mahremiyetini koruyarak gelen hastaya müdahale yapıyoruz. Etik olmamasının en önemli nedeni; Türkiye’deki tabuların anormalliği. Benim şahsi fikrim, kesinlikle bir kızın ya da kadının sadakati kızlık zarının yırtılmasıyla ölçülecek bir şey değil.

SADAKAT BUNUNLA ÖLÇÜLMEZ
Eğer insanın beyninde bir şey varsa, bunu istediği zaman istediği ortamda yapabilir. Sadece kızlık zarıyla kadının sadakati ölçülemez. Bunun dışında sapık şeyler yapan bir sürü insan da var. Bana göre gereksiz, abuk subuk bir şey bu. Ayrıca gelen hastaya da bunu anlatıyorum. ‘Boşu boşuna psikolojinin bozulmasının anlamı yok’ diyorum, ‘kafana takma’ diyorum ama genelde şartlanmış olarak geliyorlar. Bu şartlarda yapıyoruz operasyonu. ‘Aman gel, mutlaka yapalım’ diye bir yaklaşım yok. Bu ahlaki değil, etik değil, insani hiç değil.

Takvim

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=52935&cat=220&dt=2008/01/26

Horlama, iktidarsızlığa yol açıyor

Horlayan her 3 erkekten 2’sinde erkeklik hormonun etkilendiği tespit edildi.

DİCLE Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından 276 kişi üzerinde yapılan araştırmada horlayan her 3 erkekten 2’sinde erkeklik hormonun etkilendiği tespit edildi.

Horlayan orta yaşlı erkeklerde cinsel açıdan karşı cinslere ilginin azaldığını belirten Yard. Doç. Dr. Gökhan Kırbaş, ‘Uykuda nefes duraklama hastalığını yaşayan kişilerde testestron dediğimiz erkeklik hormonu ileri düzeyde azaldığı için cinsel açından iktidarsız oluyor. Hastalar tedavi olduktan sonra sağlıklarına kavuşabiliyor’ dedi. Uyku Bozuklukları Merkezi’nde 3 yıl içerisinde bin 500 kişinin tedavi edildiğini kaydeden Kırbaş, ‘Uyku apnia sendromu hastalarını laboratuarlarında inceledikten sonra sibop dediğimiz maske tedavisi uyguluyoruz. Hasta uyurken maske kullanıyor. Bu tedaviyle hastalarımızdaki erkeklik hormonu tekrar normal seviyelerine geliyor ve cinsel güçlerine kavuşuyor’ açıklamasını yaptı.

STAR

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53050&cat=220&dt=2008/01/27

Gözlerinizi bilgisayarlardan koruyun

Bilgisayara bakma sendromundan daha az etkilenmek için bu kurallara uyun..

Bilgisayar teknolojisinin gelişmesi ile zaman kaybını en aza indiren iletişim araçları kullanılmaya başlandı. Ancak teknolojinin iş yaşamını kolaylaştırırken, sağlığımıza zarar veren etkileri de oldu.

Bilgisayarların iş ve özel hayatı kolaylaştıran yönleri, onları kısa zamanda tüm dünyada en çok kullanılan teknoloji ürünlerinden biri haline getirdi. Bunun sonucunda 21. yüzyıl “Bilgisayara bakma sendromu” salgınına sahne oldu.

Bilgisayar kullanıcıları olarak bu sendromun bir veya birkaç bulgusundan pek çoğumuz şikâyetçiyiz. Gözlerde yorgunluk, ağrı, rahatsızlık, kızarıklık, bulanık görme, çift görme bu etkilerden bazıları. Bu sendromun gözlerle ilgisi olmayan diğer belirtileri ise baş-boyun-omuz ve sırt ağrıları şeklinde ortaya çıkıyor.

Bilgisayara bakma sendromunun en önemli nedeninin gözlerde kuruma olduğu biliniyor. Bilgisayar kullanıcısında, göz yüzeyindeki kuruluğu telafi etmek üzere refleks bir göz yaşarması meydana gelebilir. Göz yüzeyinde kuru noktalar oluşmasının temel sebebinin ekran karşısında göz kırpma hızımızın düşmesi olduğu düşünülüyor. Bunun yanında bazı risk faktörleri de ekran karşısında gözlerimizin kurumasında rol oynar.

Ofis Ortamı: Klimalar, kâğıt tozu, lazer ve fotokopi tonerleri, ortamda kuruluk ve gözün korneasını ( en öndeki saydam tabaka ) rahatsız edici kimyasal dengesizliklere neden olabilir.

Göz yüzeyindeki buharlaşma alanının artması: Kâğıttan bir yazı okurken genellikle aşağı doğru bakarız. Göz kapaklarımız, göz yüzeyinin önemli bir bölümünü kapar ve gözyaşının buharlaşmasını engeller. Ekrandan bir yazı okurken ise genellikle ileri doğru bakarız. Bu da göz kapakları arasındaki aralığı genişletir. Böylece gözyaşı daha geniş bir alanda buharlaşır.

Cinsiyet: Kadınlarda göz kuruması şikâyeti erkeklerden daha fazladır.
Yaşlanma: Yaşlandıkça gözyaşı üretimimiz azalır.

Nörolojik hastalıklar
Kontakt lens kullanımı: Lens kurudukça, göz kırpma sırasında üst göz kapağına yapışır ve rahatsız edici bir sürtünme hissi yayılır.

Kirpik diplerinde “blefarit” ismini verdiğimiz kepeklenme, kızarma.

Göz kapaklarının iç kısmına makyaj malzemesi sürülmesi.

Bilgisayara bakma sendromundan daha az etkilenmek için şu kurallara uyun:
Çevre aydınlatması fazla olmasın.
Ekran sizden 35 - 40 cm uzak olsun.
Saatte en az 2 kez başınızı ekrandan kaldırıp, uzağa doğru bakın.
Yılda 1 kez göz muayenesi olun.
Suni gözyaşı damlası kullanın (göz doktorunuza sorun).
Ofisinizin havasını nemlendirin.
Ekran filtresi kullanın.
Gözlük kullanıyorsanız, camları antirefle özellikte olsun.

ntvmsnbc

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53070&cat=220&dt=2008/01/27

Botoks öldürdü

Kırışıkları gidermek yapılan operasyonlarda 16 kişi öldü, 87 kişi hastanelik oldu.

Botoks operasyonları sonrasında 16 kişinin ölmesi, 87 kişinin de hastanelik olması üzerine İngiltere ve ABD’de tüketici dernekleri yasal düzenlemeler istedi..

Kırışıkları gidermek ve cildi gerginleştirmek için yapılan botoks nedeniyle 4′ü çocuk 16 kişinin ölmesi sonucu, İngiltere ve ABD’deki tüketici dernekleri geniş çaplı soruşturma talebinde bulundu. Botoks sırasında enjekte edilen ilaç nedeniyle ölümlerin haricinde 87 kişinin de hastanelik olduğunu belirten dernekler, “İlaçla ilgili yeni uyarılar konulmasını” talep etti. Hollywood ünlülerinden, ev kadınlarına dek pek çok kişi tarafından tercih edilen botoksun deri altında zararlı toksinlerle birleşerek “ölümcül” olabileceğini belirten uzmanlar, gençlerde riskin daha da fazla olduğuna dikkat çekti. ABD’nin en büyük ilaç izleme derneklerinden Public Citizen (Halk Vatandaşı) Amerikan Yiyecek ve İlaç İdaresi’ne (FDA) 180′den fazla rapor göndererek, botoks ilaçları üzerine “Ölüm riski taşır” ibaresi konulmasını istedi. Dernek sözcüsü Dr. Sidney Wolfes “Bunun yanı sıra Botoks operasyonlarında enjekte edilen ilaçların bazı kişilerde görme bozukluğu ya da kekemelik yaptığı gözlendi. İlacın yan etkileri olarak bunların belirtilmesini istiyoruz” dedi.

Ruhsatsız botoks toksik şok yapıyor

* Op. Dr. Zafer Atakan: 22 yıldır bu işin içindeyim, hiçbir ölüm vakası duymadım. Çin malı tabir edilen, ruhsatsız bir şekilde piyasada gezen ürünler toksik şoka neden olabilir.

* Op. Dr. Oytun İdil: Ölümlerin sebebi, kozmetik amaçla üretilmemiş toksinlerin doktorlarca seyreltilerek uygulanması… Botoks yaptıracak olanlar ilacın mutlaka gözleri önünde açılmasını istesinler ve prospektüsü okusunlar.

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53099&cat=220&dt=2008/01/28

Yolculuklarda hareketsiz kalmayın

4 saati aşkın yolculuklarda, kanın bacaklarda toplanması ölüme bile sebep olabiliyor..

Hareket etmeksizin oturularak yapılan sık seyahatler ile 4 saati aşkın yolculuklarda, kanın bacaklarda toplanması ve dolaşım yavaşlamasının venöz trombo emboliye (bacaklarda kan pıhtılaşması) neden olabileceği, bu durumun sık rastlanmasa da ölümle sonuçlanabileceği bildirildi.

Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Ilgazlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sık seyahat edenler ile seyahatlerde 4 saatten fazla hareketsiz kalanların venöz trombo emboli riski taşıdığını, riskin seyahatten sonra 1 ay daha devam ettiğini belirtti.

Bacaklar oturur pozisyondayken diz eklemi ve büküm yerlerinin bir sıkışıklığa maruz kaldığını, bacaklardaki kan akışının damarların bükülmesinden dolayı kesintiye uğrayabileceğini ifade eden Ilgazlı, kanın bacakların alt kısmında göllenmeye başlaması ve rahat devir daim yapamamasına neden olduğunu söyledi.

Dolaşımın yavaşlamasından dolayı damar duvarında oluşan küçük bozukluklarda kanın yoğunlaştığına, kişinin yeterli sıvı almamış olmasının da etkisiyle diz altında birikmeye başladığına dikkati çeken Ilgazlı, şu bilgileri verdi:

”Kanın bacaklarda birikmesinin sonucu pıhtı oluşuyor, bu pıhtının bacak damarını tıkamasına ‘venöz trombo emboli’, buradan kopan parçanın dolaşım yoluyla akciğere gitmesi durumuna ‘akciğer embolisi’ (pulmoner emboli) oluşuyor.

Damarın tıkanmasıyla bacakta şişme, ağrı, kızarıklık, ödem oluşuyor. Eğer bu pıhtı kopar, dolaşıma katılır akciğer damarlarına gelir, burada büyük bir damarı tıkarsa öksürük, ani göğüs ağrısı, nefes darlığı oluşur, tıkanan damarın büyüklüğüne bağlı olarak terleme, tansiyon düşüklüğü, şok, ani ölüm dahi olabilir.”

Dünya Sağlık Örgütünün yılda 2 milyar insanın uçakla seyahat ettiğini, normal sağlıklı kişilerde bu durumun görülme olasılığını 6 bin uçuşta bir olduğunu açıkladığını dile getiren Ilgazlı, çok sık görülen bir durum olmadığına, ancak yalnızca uçak seyahatlerinin değil, otobüs, tren ve otomobil yolculuklarında da bu duruma dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.

-EKONOMİ SINIF SENDROMU-
Uçak yolculuğundaki ‘derin ven trombozu’ adı verilen genellikle bacak veya baldır toplardamarlarında oluşan pıhtının bir parçasının yerinden kopup dolaşıma katılması durumunun, yaklaşık 70 yıl önce fark edildiğine değinen Ilgazlı, şöyle devam etti:

”Uçaklarda, koltuk araları daha dar, bacak hareketlerinin daha kısıtlı olduğu ekonomi sınıflarında risk artmasından dolayı 1980′li yıllarda buna ‘Ekonomi Sınıf Sendromu’ denilmiş. Ancak lüks sınıflarda da görülebilir, kişi lüks sınıfta da hareket etmeksizin seyahat ettiyse risk taşımaktadır.”

-TAVSİYELER-
Seyahatlerde, susuz kalanlar, şişmanlar, aşırı kısa ve aşırı uzun boylular, hamileler, yaşlılar, kanser, şeker ve tansiyon hastalığı olanlar ile daha önce cerrahi müdahale geçirmiş kişilerde riskin arttığına dikkati çeken Ilgazlı, yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

”Kan akışkanlığının artması için sıvı alınmalı, alkol ve kahve türü içecek kullanımından kaçınılmalı, bacaklara masaj yapılmalı, ayaklar sıklıkla çevrilerek, kasıp germe hareketleriyle kan dolaşımına katkı sağlanmalı. Uçak ve tren yolculuklarında koridorlarda küçük gezintiler, otomobil ya da otobüs seyahatlerinde ise 4 saati aşmayacak sürelerde molalar verilmelidir. Seyahatlerde sıkı çoraplar giymemek, bacakları çok sıkan dar pantolon giymemek, bacak bacak üzerine atmamak hayati önem taşımaktadır. Doğuştan, kalıtsal risk faktörü varsa, kişi önceden emboli geçirmişse hekim kontrolünde seyahat öncesi ve sonrasında kan sulandırıcı ilaç kullanılabilir.”

Ilgazlı, seyahatler dışında, bacağı kırık kişilerin, damar duvarları bozuk olan yaşlıların, şeker, hipertansiyon hastalarının da emboli oluşumu için risk taşıdığını kaydetti.

AA

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53287&cat=220&dt=2008/01/29

Depresyon riskinin en yüksek olduğu yaş

Bilim adamları 80 ülkede 2 milyon kişi üzerinde araştırdı..

“Hayat 40′ında başlar” denilir ancak bilim adamları depresyon riskinin en yüksek olduğu dönemin 40′lı yaşlar olduğunu saptadı.

Bilim adamlarının 80 ülkede 2 milyon kişi üzerinde yaptığı veri analizine göre, insanların depresyona en açık oldukları yaş 44.

ABD’deki Warwick Üniversitesi ile Dartmouth Yüksek Okulu tarafından yapılan araştırmaya göre, depresyon riski gençken ve yaşlıyken en düşük seviyede bulunuyor.

Daha önceki araştırmalarda ise mutsuzluk ve depresyon riskinin yaşam boyunca görece sabit olduğu öne sürülüyordu. Riskin 40′lı yaşlarda zirveye ulaştığı yolundaki bu son araştırma ise tüm dünyada, her çeşit insan için durumun aynı olduğunu gösteriyor.

Profesör Andrew Oswald, “Bu durum erkekler ve kadınlar, bekarlar ve evliler, zenginler ve fakirler, çocuklular ve çocuksuzlar arasında aynı” dedi, ancak orta yaşın evrensel olarak neden en riskli yaş olduğunun tam olarak bilinmediğini söyledi.

Oswald, bunun sebepleri arasında, insanların bu yaşta kendi zayıflık ve güçlülüklerini benimsemeyi ve hayata geçirilemeyecek hayallerini bastırmayı öğrenmelerinin bulunabileceğini belirtti.

Bir başka ihtimalin de insanların akranlarının öldüğünü gördükleri bu yaş diliminde bir karşılaştırma yapma sürecinin devreye girmesi ve kalan yılları konusunda değerlendirme yapmaya başlamaları olduğu kaydedildi.

Prof. Oswald, ortalama bir insanda depresyonun öyle bir yıl içinde birdenbire gelmediğini yavaş yavaş ortaya çıktığını söyledi.

İnsanların çoğunun 50′lerine geldiklerinde bu depresif dönemden çıktıkları, 70 yaşına gelindiğinde ise 20 yaşındaki bir genç kadar mutlu ve sağlıklı olunabildiği kaydedildi.

Bu tür hislerin orta yaşta normal olduğunu bilmenin belki de insanların bu dönemi daha kolay atlatmalarına yardımcı olabileceği bildirildi.

AA

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53304&cat=220&dt=2008/01/29

Donmaya dikkat

Uzmanlar, soğuktan nasıl korunabileceğinin yollarını anlattı…

Uzmanlar, hava çok soğuk ve rüzgar şiddetliyse, mümkün olduğunca dışarı çıkılmaması gerektiğini belirterek, şayet çıkmak zorunda kalınırsa, sürenin kısa tutulması ve sıkı giyinilmesi gerektiğini bildirdi. Dış giysilerin, sıkı dokunmuş ve tercihan rüzgar geçirmez olması gerektiğini ifade eden uzmanlar, yün, ipek ve sentetik giysilerin, ısıyı pamukludan daha iyi tuttuğunu kaydetti.

Soğuk havanın kalbe ekstradan yük bindirdiğini vurgulayan uzmanlar, “Kalp hastalığı ya da yüksek tansiyonunuz varsa, doktorunuza danışmadan soğuk havada dışarıda kar küreme gibi ağır işler yapmayın. Eğer iş görmeniz gerekiyorsa, iyi giyinin ve yavaş hareket edin. Unutmayın ki vücudunuz ısısını korumak için zaten gereğinden fazla çalışmaktadır, yükünü bir de siz arttırmayın. Rüzgarın hızı arttıkça vücudunuzdan ısı kaybı hızlanır. Rüzgar çok şiddetliyse, çok soğuk olmayan havada bile sağlık sorunlarıyla karşılaşabilirsiniz” uyarısında bulundular.

Hipotermi: Vücut sıcaklığının aşırı derecede düşmesi

Soğuk havada vücudun, ürettiğinden daha fazla ısı kaybettiğini söyleyen uzmanlar, soğuğa maruz kalınan süre uzarsa, sonunda vücudun birikmiş enerjisinin tükeneceğini belirtti.

Vücut sıcaklığının anormal derecede düşmesine ‘hipotermi’ adı verildiğini ifade eden uzmanlar, bu durumun, beyni etkileyerek düşünme ve hareket etme fonksiyonlarının bozulmasına yol açtığını bildirdi.

Hipoterminin, genellikle çok soğuk ortamlarda ortaya çıktığına dikkat çeken uzmanlar, ancak kişi, yağmur, terleme ya da suya düşme sebebiyle ıslandıysa, çok soğuk olmayan havada bile (5 oC’nin üzerinde) görülebileceğini kaydetti.

Uzmanlar, hipotermi riski taşıyanları şöyle sıraladı: Yeterli yiyeceği, giysisi ve ısınması olmayan yaşlılar, Soğuk odada uyumaya bırakılan bebekler, uzun süre dışarıda kalanlar (evsizler, yürüyüşçüler, avcılar vb.).

Hipoterminin uyarıcı belirtilerini, titreme, aşırı yorgunluk, dalgınlık, ellerin tutmaması, hafıza kaybı, peltek konuşma, uyku hali, parlak kırmızı, soğuk cilt ve az hareket olarak açıklayan uzmanlar, bu belirtilerden herhangi biri farkedildiğinde, kişinin ateşi 35 derecenin altındaysa durumun acil olduğunu ve derhal doktora başvurulması gerektiğini bildirdi.

En çok burun, kulaklar, yanaklar, çene, el ve ayak parmakları donuyor

Donmayı, ‘vücudun bir kısmının donma sonucu zarar görmesi’ olarak ifade eden uzmanlar, etkilenen bölgelerde duyu kaybı ve renk değişikliği olduğunu belirtti.

En çok donan yerlerin burun, kulaklar, yanaklar, çene, el ve ayak parmakları olduğunu kaydeden uzmanlar, donmanın, vücutta kalıcı hasara, ağır vakalarda ise organların kesilmesine yol açabileceği uyarısında bulundu.

Kan dolaşımı bozukluğu olan ve giysileri yeterli olmayanlarda donma riskinin daha fazla olduğuna dikkat çeken uzmanlar, ciltte kızarma ve ağrı hissedildiğinde hemen kapalı bir yere gidilmesini veya o bölgenin örterek korunmasını istedi.

Cildin beyaz veya sarı-gri bir renk alması, cildin sertleşip mum gibi olması ve duyu kaybı gibi belirtiler görüldüğünde doktora başvurulması gerektiğini vurguluyan uzmanlar, doktora ulaşamayacak durumda olunduğunda ise şunların yapılması gerektiğini bildirdi: “Hemen ılık ve kapalı bir yere gidin.

Ayakları donan kişi, çok gerekmedikçe yürümemelidir. Yürümek doku hasarını arttırır.
Donan kısmı, ılık (sıcak değil) suya sokun. Suyuk sıcaklığı, normal cildin dayanacağı kadar olmalıdır.
Ya da donan kısmı vücut ısınızla ısıtın. Örneğin el parmaklarını koltuk altında tutun.
Donan kısma masaj yapmayın, karla ovmayın. Bu hasarı arttırır.
Isıtmak için ateş, soba, cep sobası vb. kullanmayın. Donan kısımlar hissetmediğinden kolaylıkla yanabilir”.

İHA

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53318&cat=220&dt=2008/01/29

Tatilde uçak için erken saatleri seçin

Bu uyarıları dikkate alın!

Çoluk-çocuk, ailece bir sömestr tatili yapmaya hazırlanıyorsanız Dr. Gülnihal Şarman’ın uyarılarını dikkate alın: Uçakla yolculuk yapacaksanız sabah saatlerini seçin, arabayla yolculuk yapacaksanız ateş düşürücüyü unutmayın…..
Klinilk Çocuk ve Genç Sağlığı Merkezi hekimlerinden Yenidoğan ve Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülnihal Şarman, tatilde çocuklarıyla yolculuğa çıkacak ailelere yönelik soruları yanıtladı:

Tatil yerinin seçiminde nelere dikkat edilmeli ?
Öncelikle çocuklara uygun bir ortam seçmeniz gerekir. Çocuklarınız ilkokul çağından küçüklerse, otel seçimi çok önemlidir. Otellerde mönü seçenekleri sunulmalı. Çocuklarınızın ağızlarına asla koymayacakları, karmaşık mönüler değil, seçeneklerin sunulduğu açık büfeleri tercih etmelisiniz. Örneğin sabah kahvaltısında yumurta seçenekleri olmalı; rafadan sert yumurta, sahanda yumurta, omlet çeşitlerinin olması onlara son derece çekici gelecektir. İştahsız ve çok seçen bir çocuğun kendi omletini hazırlatması son derece keyif verecek, evde yemediği kadar tatilde yemekten zevk almasını sağlayacaktır. Yumurta ile verdiğimiz bu örnek diğer tüm öğünler için de geçerlidir… Eğer açık büfe seçenekleri yoksa, ısmarladığınız yemeklerin çoğu sofraya geldiğinde çocuğunuz burun kıvırır, siz de sinirlenirsiniz…

DÖRT YAŞINDA KAYAK BAŞLAR
Çocuklar kaç yaşından itibaren kayak kayabilir ?
Daha neredeyse ‘dayday’ durmayı yeni öğrenen İsviçreli bebeklerin ayaklarına 2 yaşındayken kayaklar takılmakta, 3 yaşındaki İsviçreli bebekler ise sizi bile kıskandıracak kıvraklıkla kayabilmektedirler. Onların anne-babaları hatta anneanneleri de öyle öğrenmiş bu sporu… Türkiye’de kayak okulları 4-5 yaşından önce çocukları kabul etmez. Çocuğun talimat alabileceği, yeni bir grupta birey olarak davranabileceği, öğretmeni dinleyip uygulayabileceği en uygun yaş budur. Tatilde geçirdiğiniz her gün, çocuğunuz kayağa daha fazla alışacaktır.

Çocuğu kış tatillerinde nasıl giydirmeli ?
Eğer soğuk iklime alışık değilseniz mutlaka yanınıza kalın kıyafetler almalısınız. Kayak ve kış tatillerinde en önemli nokta kat kat giyinmektir. Güneşli bir havada katlar azaltılmalı, hava soğuduğunda, soğuk ve su geçirmeyen bir mont giyilmelidir. Donma özellikle ‘uçlardan’ olacağından, parmak uçları da kapalı olan eldiven, kalın çoraplar ve gerekirse de burnu kapamak üzere boyunluk veya kaşkol giyilmelidir. Çocuklara bu önlemler anlatılmalıdır. Üşümede hangi bölgelerin kapanması gerektiğini kayak yapan her çocuğa yaşına uygun bir dille anlatmak gerekir.

DİKKAT! KIŞ GÜNEŞİ YAKAR
Dağda güneşe dikkat!
Kış tatilinde en beklenmedik kaza güneş yanıklarıdır. Güneş ışınlarının beyaz kardan her yönden yansıması nedeniyle karda güneş yanıkları çok sık olur. Örneğin biz çocuklarımızla gittiğimiz bir kayak tatilinden ikinci derecede güneş yanığı ile dönmüştük! Bu hem çok ağrılı hem de cilt kanseri için ileride sakıncalı olacak bir durumdur. Çocukların yüz, ense ve boyunlarına, dışarı çıkmadan yarım saat önce güneş koruyucu krem uygulamak gerekir. Bulutlu günlerde bile bunu yapın. Güneş koruyucu kremin koruma faktörü 40-50 SPF (sun protection factor) olmalı.

Çocuklar uçak yolculuğundan sonra hastalanabiliyorlar. Sizce uçuştan rahatsız olmadan tatilini geçirmesi için nasıl önlem alınmalı?
Uçuşların çok kalabalık olmadığı saatleri tercih edin. Uçak temizliği gece yapıldığından sabah uçuşlarını tercih edin. Ellerinizi sık sık yıkayın; yanınızda antibakteriyal özelliği olan ıslak mendillerden bulundurun. Yakınınızda nezleli bir kişi oturuyorsa ve başka boş yerler varsa koltuğunuzu değiştirin. Kulak ağrısını önlemek için kalkış ve inişlerde çocuğunuza sakız verin, rahatlatır.

Esra Tüzün- Sabah

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53336&cat=220&dt=2008/01/29

Kadında cinsellik damarlara bağlı

Damar sertliğinin kadınlarda cinsel işlev bozukluğuna neden olduğu ortaya çıktı.

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tufan Tarcan, damar sertliğinin kadınlarda da cinsel işlev bozukluğuna neden olduğunu söyledi.

Tarcan, yaşlanma ile birlikte çok sayıda kadının yaşam kalitesini düşüren cinsel işlev bozukluklarına idrar kaçırma ve işeme sorunlarının eklendiğini belirtti. Kadınların, yaşadıkları bu sıkıntının yaşlanmadan kaynaklandığını zannederek durumlarını kabullendiklerini söyleyen Prof. Dr. Tarcan, bu duruma pelvis bölgesindeki damar sertliğinin neden olabileceğini vurguladı.

TEDAVİSİ MÜMKÜN
Prof. Dr. Tarcan, şunları söyledi: “Bu duruma hipertansiyon, arterosklerotik damar hastalığı, diyabet gibi hastalıklar neden olabilir. Kadınlarda yaşam kalitesini düşüren bu rahatsızlıkların tedavisi mümkün.”

Bugün

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53295&cat=220&dt=2008/01/29

Erkek-kadın hormonu karıştı

Erkekler kadınlaşıyor, kadınlar erkekleşiyor! Peki nasıl oluyor? İşte yanıtı..

Hayvanlarda gelişmeyi hızlandırıcı olarak kullanılan hormonlar, bu hayvanların etini ya da sütünü tüketenlerin cinsiyetini olumsuz etkiliyor. Kadınlarda erkeksi, erkeklerde kadınsı özellikler görülüyor. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fethi Doğan, gelişigüzel şekilde kullanılan ve yediğimiz gıdalarla vücudumuza giren hormonların tehlikeli sonuçlar doğurduğunu açıkladı.

Hayvanlarda gelişmeyi hızlandırmak, et ve süt miktarını artırmak için kullanılan hormonların, söz konusu ürünleri tüketenlerde karşı cinsin özelliklerinin görülmesine yol açtığını belirten Prof. Doğan şöyle konuştu:

KANSER RİSKİ VAR
“Testosteron ve trenbolon asetat gibi androjenik hormonla beslenen hayvanları yiyen kadınlarda erkekleşme ve adet düzensizliklerinin geliştiği, östrojenik hormon kalıntılarının kızları erken ergenliğe ulaştırdığı ve göğüs kanseri riskini arttırdığı, erkeklerde ise östrojenli hormon alan hayvan eti yemekle kadınsılaşma, iktidarsızlık belirtileri hatta kısırlaşma yarattığı ve bedenlerinde göğüs, kalça gelişmelerinin arttığı görülmektedir.”

ABD VE AB’DE KULLANIMI YASAK
Bu hormonlar arasında en yaygın olanların “Steroid” ve “Androjenik” olduğunu belirten Doğan, çarpıcı açıklamalarda bulundu: n Bu hormonların sığır ve koyunlarda, kanatlılarda ve hatta kültür balıkçılığında kaçak olarak yaygınca kullanıldığı biliniyor. n Bu maddelerin kullanımı Amerika Birleşik Devleri ve AB’de uzun süredir yasak. n Steroid hormonlarından “Östrojen”, “Testosteron” ve “Progesteron”un cinsiyet hormonu olmaları sebebiyle tespit edilmeleri çok zordur.

YASAL DÜZENLEMELER YETERSİZ
Hayvanların ağırlığını kısa sürede hızla arttıran hormonların ithalinin yasak olduğunu belirten Prof. Fethi Doğan ülkemizdeki durumu anlattı: “Bu hormonların 1992’de ülkemizde ithali yasaklanmış olmasına rağmen piyasada bol bulunuyor. 2005 tarihli Yem Yönetmeliği’nde her türlü hormon hayvan besiciliğinde yasaklanmıştır. İlgili yönetmelikte, ‘Bakanlık halk sağlığını korumak amacıyla tebliğle yasaklanmış maddelerin kalıntılarını arayıcı yönde kontroller yapar’ denmektedir. Ancak burada düzeyli bir ceza ve caydırıcılık mevcut değil.”

3 İLDE LABORATUVAR VAR
Ankara, İstanbul, İzmir dışında kontrol laboratuvarlarının mevcut olmadığının altını çizen Prof. Doğan, “Bu illerde de hayvanlardan analiz için örnek alıp inceleme çalışması başlatılmamıştır. Veteriner hekimlerin hayvan çiftliklerine yönlendirilip örnek toplamalarının sağlanması gerekmektedir” diye konuştu.

ÇOCUKLAR DAHA ÇOK ETKİLENİYOR
Acıbadem Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Çocuk Endokrinoloji Büyüme ve Ergenlik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz, hormonlu gıdaların özellikle çocukları çok etkilediğini söyledi. Prof. Dr. Büyükgebiz, şöyle konuştu: “Düzensiz kullanılan hormonlar çocuklarda östrojen etkisi yapıyor. Hormon dengesinin bozulması, kızlarda adet ve meme büyümesi gibi erken ergenlik yaşanmasına sebep olurken, erkeklerde meme büyümesi, sperm sayısında azalma gibi rahatsızlıklara yol açıyor.” Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı, Türkiye’de besi ve süt amaçlı hormon kullanımının yasak olmasına rağmen uygulandığını söyledi.

BUGÜN

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53393&cat=220&dt=2008/01/30

Korkutan kanser araştırması

Kanserden ölümlerin 2020 yılına kadar iki kat artabileceği belirtildi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun (UAEK) Cenevre’de düzenlediği seminerde, 2005’te 7,6 milyon kişinin kanserden öldüğü hatırlatıldı ve bu sayının 2020’ye kadar iki kat artabileceği uyarısında bulunuldu.

Seminerde, dünyadaki ölümlerin yüzde 12,5’ine kanserin neden olduğu, dolayısıyla kanserin AIDS, tüberküloz ve sıtmadan daha fazla can aldığı kaydedildi.

Önümüzdeki 10 yılda gelişmekte olan ülkelerde yeni kanser vakalarının yaklaşık yüzde 70 oranında artacağına dikkati çeken UAEK, araştırma ve tedavi için gerekli kaynak ve alt yapının olmadığı bu ülkelere 10 yılda bir milyar dolar ek yardım yapılmasını istedi.

Bir UAEK yetkilisi de, hastalığın etkin biçimde tedavi edilmesi halinde vakaların üçte birinin engellenebileceğini ve üçte birinin kısmın iyileşebileceğinin altını çizdi.

UAEK, özellikle gelişmekte olan ülkelere radyoterapi cihazları temin etmek ve bu cihazları kullananların eğitimine katkıda bulunmak amacıyla 2004’te bir program başlatmıştı.

AA

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53421&cat=220&dt=2008/01/30

Bademcik ne zaman alınmalı ?

Okul dönemindeki çocukların en büyük sorunları arasında yer alan bademcik hakkında her şey…

Klinilk Çocuk ve Genç Sağlığı Merkezi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Vural, okul dönemindeki çocukların en büyük sorunları arasında yer alan bademciklere ilişkin soruları yanıtladı:

* Okul döneminde çocukların bademciklerini aldırmak gerekir mi?
Hayır öyle bir şey yok. Bademcikler çocuk hastalıkları uzmanı (pediyatrist) ve kulak-burun-boğaz uzmanının ortak kararı ile alınmalıdır. Enfeksiyonlar yeterince tedavi ediliyorsa, bademcikleri aldırmaya gerek yoktur. Ancak eğer kronik enfeksiyon varsa ve bu çocuğun nefes almasını özellikle de geceleri engelliyorsa, tek taraflı büyümüşse veya apse varsa, bu durum çocuğun büyüme gelişmesini etkilemişse, o zaman bademcikler alınabilir.

NE ZAMAN ALINMALI?
* Bademcikler alınmazsa, boğaz enfeksiyonu kalp ve böbreklere zarar vermez mi?
Hayır, tam tedavi edilen hastalık bu tür sorunlar yaratmaz. Ayrıca bademcikleri aldırmak, streptekok denilen mikrobu ortadan kaldırmaz. Eğer o mikrop çocukta varsa, vücutta etkisini gösterir. Mikrobun mutlaka bademciği etkilemesi gerekmez.

Bademcikler ne zaman cerrahi girişim gerektirir?
* Bir sene içinde 7 ve daha fazla tonsillit hastalığı görülmüşse,
* İki sene içinde senede en az 5 tonsillit atağı oluşmuşsa,
* Solunumu engelleyecek kadar büyük bademcikler oluşması ya da
* Peritonsiller apse oluşumu hallerinde bademcikler alınmalıdır.

* Çocuğun bademcikleri okula başladıktan sonra birkaç kez şiştiyse ve doktoru bademciklerin alınmasını öneriyorsa, ne yapılmalıdır? Sizce yarıyıl tatili iyi bir zaman mıdır, yoksa yaz tatili mi beklenmelidir?
Bademcik her şiştiğinde bu bir bademcik enfeksiyonu olarak değerlendirilmemelidir. Bademcik enfeksiyonlarının yılda 7 ve daha fazla olduğu durumlarda veya KBB uzmanlarının gerekli gördüğü durumlarda, bademcik ameliyatı yapılması kararı alınmaktadır. Ancak enfeksiyonun 7 kere tekrarlaması durumunda KBB uzmanı bu konuda karar verebilir. Daha az tekrarlanıyorsa, yazı beklemekte fayda var.

* Çocuğun bademcikleri lazerle mi alınmalı? Devlet hastanelerinde bu sistem yok. Klasik yöntem çocuğu riske sokar mı?
Bu gibi durumlarda çocuk doktorları hastalarını pediatrik kulak-burun-boğaza yönledirmelidir. Çocuk için en uygun ameliyat yönteminin ne olacağına KBB uzmanı ile doktoru karar vermelidir.

GENİZ ETİ SORUNU
* Çocukta geniz etine bağlı olarak tekrarlayan orta kulak iltihabı ve sinüzit varsa, yarıyıl tatili geniz etini aldırmak için doğru zaman mıdır?
Tekrarlayan orta kulak iltihabı ve sinüzit durumunda geniz etlerinin alınması gerekebilir. Bu durumda hastayı takip eden çocuk doktoru ile KBB doktorunun karşılıklı olarak görüş alışverişinde bulunmasında yarar vardır.

Sabah

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53497&cat=220&dt=2008/01/30

Soğuk havalarda kalbe dikkat

Aşırı soğuklarda ağır işler yapmanın kalp krizini tetiklediği açıklandı.

Kışın aşırı soğukların insan sağlığını olumsuz etkilediği bildirildi. Aşırı soğuklardan yaşlılar ve çocukların daha fazla etkilendiği ortaya çıktı.

Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hasan Vural soğuk havaların kalbe ekstradan yük bindireceği ve kalp krizi riskini tetikleyeceği uyarısını yaptı. Dr. Hasan Vural, “Kalp hastalığı ya da yüksek tansiyonunuz varsa, soğuk havada dışarda ağır işler yapmayın. Rüzgarın hızı arttıkça vücudun ısı kaybı da hızlanır. Havaların soğumasıyla birlikte kalp rahatsızlıklarında gözle görülebilir artış yaşanır” dedi. Dr. Vural, “Yaşlı kişilerde vücudun hava sıcaklığına uyum gösterme yeteneği azalır. Yaşlıların soğuğa karşı daha duyarlı oldukları unutulmamalı” diye konuştu.

BEBEKLERE DİKKAT
Yaşını doldurmamış bebeklerin hiçbir zaman soğuk odada uykuya yatırılmaması gerektiğini de kaydeden Dr. Hasan Vural, bebeklerin vücut ısısını yetişkinlerden daha hızlı kaybettiği, yetişkinlerin titremeyle ve vücut ısısını artırabileceği, ancak bebeklerin bunu yapamayacağını ifade etti.

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53511&cat=220&dt=2008/01/30

Uyuşturucu tedavisinde devrim

Amerikalı araştırmacılar bağımlılığı ortadan kaldırabilecek bir aşı geliştirdi.

Houston’daki Baylor Tıp Fakültesi’nde 1995′ten bu yana bu aşı üzerinde çalışan psikiyatri ve nöroloji Profesörü Thomas Kosten, aşının, bağışıklık sisteminin uyuşturucuyu yabancı madde olarak kabul etmesini ve buna saldırmaya zorunlu kılmasını sağladığını belirtti.

Hastaya uyuşturucunun, vücudun bunu tehdit olarak kabul edeceği bir proteinle birlikte değişik bir türevinin verildiğini anlatan Kosten, vücudun bunun üzerine antikor üretmeye başladığını kaydetti. Aşının insanları uyuşturucu bağımlılığına düşme çıkmazından kurtarmak için umut olabileceğini belirten Kosten, aşının en çok kokain bağımlılığında etkinliğinin saptandığını, ancak metamfetaminler, eroin ve hatta sigara bağımlılığı için kullanılabilmesi için çalışmaların sürdürüleceğini ifade etti.

Vücudun almak istediği kokain miktarını aşamalı olarak azalttığını kaydeden Kosten, uyuşturucu kullanıldığında vücudun antikor üretiminin de artacağını, kokain almaya devam edildiğinde, aşının etkilerinin de giderek daha çok artacağını anlattı. Kosten, kokain bağımlılığına karşı aşının testlerinde 3 aylık süreçte 5
enjeksiyonluk tedavi uygulandığını belirtirken, aşının Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanabilmesi için daha büyük ölçekli deneyler yapılması gerektiğini kaydetti.

Amerikalı araştırmacı, sigara bağımlılığına karşı bazı Avrupalı araştırmacıların benzer aşı geliştirmekte olduklarını, ancak kendi aşılarının kokain için daha ileri olduğunu belirtti.

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53517&cat=220&dt=2008/01/30