Showing posts with label çinko. Show all posts
Showing posts with label çinko. Show all posts

Thursday, February 21, 2008

10 soruda su

Yaşamın temel taşı su hakkında bilmediklerimiz..

Mide salgısında da var, terimizde de; kanın içerdiği miktar ise 3-4 litre…

Su yaşamın olmazsa olmazı. Gün içinde bardakta içmesek bile yiyeceklerden, çay ya da kahveden su alıyoruz.

Sırma Grup Genel Müdürü Mehmet Davutoğlu 2007 yılında Türkiye’de 8 milyar litre su tüketildiğini, bunun 6.5 milyar litresini damacana, geri kalanını ise pet şişelerdeki suların oluşturduğunu söylüyor. Yapılan araştırmalara göre en çok su içenler 25-50 yaş grubu arasındakiler. 25 yaşın altındakiler genelde gazlı içecek tüketiyor.

1 İçme suyunda hangi mineraller var?
Su içinde kalsiyum, magnezyum, demir, nitrat, flor, çinko, sodyum bulunuyor. Bu mineralleri miktarı suyun kaynağına göre değişiyor. Bu minerallerin her birinin vücuda yararı ayrı… Satın aldığınız pet şişe veya damacana suyun üzerinde bu mineraller miktarlarıyla yazıyor.

2 Evimin yakınında kaynak su var, çok da lezzetli. Bir zararı var mı?
Pek çok yerde evinin yakınında kaynak suyu görenler bu suları bidonlara doldurarak evlerine taşıyor, gerek içme suyu olarak gerekse yemeklerde kullanıyorlar. Sırma Grup Genel Müdürü Mehmet Davutoğlu bilinmeyen bir kaynaktan alınan suyun tadının iyi olabileceğini belirtirken içindeki maddelere karşı uyarıyor: ‘Kaynağı bilinmeyen suyun içinde insan sağlığına zararlı metaller ve hatta siyanür bile olabilir.’

3 İşlenmiş su ve doğal kaynak suyu ne demek?
Doğal kaynak suyu kaynağından alınan ve hiçbir işleme tabi tutulmayan sulara verilen ad. İşlenmiş su ise çeşitli damıtma yöntemleriyle içindeki kireçten arındırılan ve mineral takviyesi ile tatlandırıcı katılan içme suyu çeşidi. Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Aykut Aytaç işlenmiş içme suyuyla ilgili şu bilgileri veriyor: ‘İşlenmiş içme suyu teknoloji uygulanarak elde ediliyor, içindeki mineraller dengeleniyor. Bu suyu içmenin sağlık açısından hiçbir sakıncası yok. Sağlığa zararlı olsa değil Türkiye, dünyanın hiçbir yerinde satışına izin verilmezdi.’

4 Musluktan su içilebilir mi?
Prof. Dr. Aykut Aytaç ‘İçilecek suyun fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik özelliğine bakılır.

Eğer bir su yeterli arıtmadan geçiyor, klorlanarak dezenfekte ediliyorsa su nereden gelirse gelsin içilebilir’ diyor. Aytaç bu denetimin belediyelerce yapıldığına dikkat çekiyor.

5 Suyun işlenmiş olup olmadığını nasıl anlarım?
Üzerindeki bantın renginden. Nasıl mı? Pet şişenin üzerindeki markanın yer aldığı kağıdın kenarları kahverengi ise işlenmiş, mavi ise doğal kaynak suyu. Bu renkleri belirleyen merci ise Sağlık Bakanlığı.

6 Mineralli su zayıflatır, hazmı kolaylaştırır mı?
Avrupa Birliği’ne uyum yasaları çerçevesinde soda veya maden sularının genel adı mineralli su oldu. Mineralli su içerdiği tüm mineraller ve karbondioksit gazı ile birlikte yeraltındaki çatlaklardan yol bularak yeryüzüne çıkıyor. Soda ise su ve sudan yapılan içeceklere üretim esnasında karbondioksit gazı basılmasıyla elde ediliyor.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Taner Damcı mineralli suyun ne hazmı kolaylaştırdığını ne de zayıflattığını söylüyor: ‘Mineralli suyun içinde su ve tuz var. Bunlar insanın tuz ve su ihtiyacını giderir. Bir kişinin yemekten sonra içtiğinde yediklerinin bastırdığını düşünmesi içindeki tuzdandır. Aynı zamanda mineralli su zayıflatmaz.’ Damcı mineralli suyun içindeki tuz oranından dolayı tansiyonu yüksek hastaların çok fazla içmemesini tavsiye ediyor. Ayrıca ödemi olan hamilelerin de mineralli suyu çok fazla tüketmemesi gerektiğini söylüyor. Damcı ‘Maden suyunun ne kadar içilmesi gerektiği harcanan su ve tuz miktarına göre değişir. Örneğin yazın vücut çok fazla tuz ve su kaybettiği için daha fazla içilebilir’ diyor.

7 Günde sekiz bardak su içmek mi gerekiyor?
Bir kişinin günde kaç bardak su içip içmeyeceği o kişiye göre değişiyor. Prof. Dr. Taner Damcı sporcu kişiden oturarak çalışan kişiye göre günlük içilmesi gereken su miktarının değiştiğini söylüyor. Fazla su içilmesinin kandaki sodyum miktarını artırdığını belirten Damcı ‘ABD’de bir maraton koşucusu çok su içtiği için hayatını kaybetmişti’ örneğini veriyor. Ayrıca gün içinde tüketilen kahve, çay, bitki çayları, gazlı içecekler, meyve suları da vücudun su ihtiyacını büyük ölçüde karşılıyor. Büyük ölçüde diyoruz çünkü Taner Damcı çayın idrarla çıktığını belirterek içilen vücuda sağladığı su miktarının da böylece azaldığına dikkat çekiyor.

8 Suyun ömrü var mı?
Her şeyin olduğu gibi suyun da ömrü var; pet şişelerdeki suyun bir yılda tüketilmesi gerekiyor. Şişe sularının kapakları alüminyum olduğu için hemen tüketilmesi gerekiyor.

9 ‘Kaynamış suyun içindeki mineraller ölüyor içmeyin’ efsanesi doğru mu?
Prof. Dr. Aykut Aytaç ‘Mineraller canlı mı ki ölsün!’ diyerek bu efsanenin yalan olduğunu şöyle anlatıyor: ‘Öyle bir şey yok. Kaynatılan suyun tadı değiştiği için böyle düşünülmüş olabilir. Hatta özellikle yaz aylarında bulaşıcı hastalıklara karşı şüpheli suların kaynatılarak içilmesi gerekiyor. Diğer satın alınan sular için bu geçerli değil.’

10 Suyun pH dengesi ne olmalı?
pH, suyun asit ve baz durumunu gösteriyor. İzin verilen pH değeri 5.5 ile 8.5 arasında. Prof. Dr. Aykut Aytaç sudaki pH’ın değerlerin dışında olması durumunda insan sağlığını direkt etkilediğini söylüyor: ‘Eğer pH değeri izin verilen değerlerin dışındaysa suyun aşındırıcı etkisi artar, ağır metallerin çözülmesini de artırır. Örneğin bu su borulardan geçerken metallerin çözülmesini sağladığı için ağır metaller suya geçer.’

Star

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53153&cat=220&dt=2008/01/28

Wednesday, February 20, 2008

Bunları yiyin kanser olmayın

Kanserin en önemli düşmanı olan yiyeceklerin listesi…

Kanserlerin bir kısmı ailevi ve kalıtsalken, bir kısmı da çevresel faktörler sonucu ortaya çıkıyor.

Fiziksel hareketi artırarak ve uygun beslenme planı yapıp, dengeli ve kaliteli beslenerek kanser türleri üçte bir oranında önlenebilir.

Diyetisyen Tuğçe Aytulu kansere karşı alınabilecek önlemleri bir bir sıraladı…

Fiziksel aktiviteyi artırarak ve enerji alımına dikkat ederek, vücut ağırlığınızı ideal kilo aralığı içinde sabit tutun.

Haftada 3 gün en az 30 dakika yürüyüş, yüzme, bisiklet, step gibi egzersizler yapın ve bunu ömür boyu sürdürün.

Yeterli ve dengeli beslenin. Besin çeşitliliğine dikkat edin.

Yağ tüketimini azaltın, yağlı etlerden mümkün oldukça uzak durun. Aldığınız yağların, toplam günlük kalorinin %30′unu geçmemesine dikkat edin. Doymamış yağ asidi içeren yağları (soya, zeytinyağı, mısırözü, ayçiçeği, kanola yağı ve bir tür balık yağı olan omega-3) tercih edin.

Fazla yağlı kırmızı etler yerine, tavuk ve balık etini tercih edin.

Aşırı tuzdan sakının. Günlük tuz tüketimi 5-6 gram olmalıdır.

Turşu ve salamura gibi fazla tuzlu yiyecekleri az miktarda tüketin.

Günlük 25-30 gram posa (tam tahıl ürünleri, meyve, sebze, kuru baklagiller, yağlı tohumlar) tüketin Kabuklu yenebilen meyveleri, kabuklarıyla birlikte tüketin.

Günde en az 3-5 porsiyon sebze ve meyve tüketin. Koyu yeşil yapraklı ve sarı renkli sebzeleri tüketmeye özen gösterin. Brokoli, brüksel lahanası, karnabahar, lahana tüketmeye çalışın.

Sarımsak ve soğanı özellikle çiğ olarak tüketin.

Sebze yemeklerini az suda veya kendi suyu ile pişirin ve hemen tüketin.

Günde 2 porsiyon kuru baklagil yemekleri tüketin.

Ekmeğin kepekli olanını tercih edin.

Kimyasal koruyuculu hazır yiyecekler yerine doğal besinlerle beslenmeyi tercih edin.

A, C, D, E vitaminleri, riboflavin, tiamin, folik asit, pantotenik asit ile çinko, iyot, kalsiyum, demir, selenyum ve molibden gibi mineralleri yeterli miktarda alın.

Kalsiyum bakımından zengin olan gıdalardan az yağlı olanları tercih edin. Günde 2- 3 bardak yağı azaltılmış süt ve/veya süt ürünleri ile beslenin.

Besinlerin saklama koşullarına dikkat edin.

Yiyecekleri hazırlarken kızartma, kavurma, tütsüleme yerine ızgara, fırında, buğulama, haşlama gibi pişirme yöntemleri kullanın. Mutlaka kızartma yöntemiyle pişirmeniz gerekiyorsa 150 derecenin altında ve çok az yağ ile pişirin.

Alkol kullanmamayı tercih edin. Eğer alkol kullanıyorsanız, haftada 3 kez 1 kadehi aşmamaya özen gösterin. Her gün alkol tüketenlerin, folik asit içeren bir multivitamin kullanmaları önerilir.

Tütün ve tütün ürünleri kullanmayın. Kapalı, sigara içilen ortamlardan uzak durun. Tütün çiğnemenin, sigara ve nargile içmenin veya sigara dumanına maruz kalmanın çeşitli kanserlere neden olduğu artık herkes tarafından biliniyor.

HAYVANSAL YAĞLARDAN UZAK DURUN
Beslenmedeki toplam yağın ve özellikle de doymuş (satüre) yağ asitleri bakımından zengin olan hayvansal yağların fazla olmasının, bazı kanser türlerinin gelişmesi riskini artırdığını gösteren çalışmalar vardır. Kolon ve rektum kanserleri, postmenopozal kadınlardaki meme ve endometrium kanserleri, pankreas, böbrek kanserlerinin oluşumunda hayvansal yağların etkisi büyüktür.

İŞTE KORUYUCU BESİNLER
Bazı sebzeler (lahana, brokoli, salatalık, maydanoz, biberiye, soya fasulyesi) içerdikleri bazı maddelerle kansere karşı koruyucu etki gösteriyor.

Antioksidanlar (C vitamini, E vitamini, Betakaroten, Selenyum, Çinko) kansere karşı koruyucudur.

Kuru baklagiller, tam tahıl ürünleri, meyveler ve sebzeler posa kaynağıdır. Bu da kansere karşı koruyucudur.

Yeşil çay “kateşin”dir. Kateşin bazı kanserleri önlemede çok etkilidir. Bunun için yüksek dozlarda yeşil çay içmeye gerek yok. Günde dört fincan yeşil çay yeterlidir. Ancak çayın aşırı sıcak olarak ve sürekli içilmesi, özefagus kanseri sıklığını belki artırabilir.

HASTALIĞI MORALLE YENİN
Hastalar, kanser olduklarını bildikleri anda hayata küsüyor. Oysa kanserken en önemli şey moralli olmak. Kendini bırakmak yerine savaşmak gerekiyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, hastaların kanserle nasıl mücadele edebileceğinin sırrını verdi. İşte altın değerinde öğütler…

Kişi, teşhis konduktan sonra neler yapmalı? Kanser tanısı konulan kişilerin hayatında fizyolojik, psikolojik ve sosyal önemli değişikler izlenebilir. Tanı aşamasından başlayarak bazı psikolojik uyum süreçleri ortaya çıkar. Tanı için gerekli incelemelerin yapıldığı dönemde kişide kanser olma kaygısı ve bununla ilişkili olarak uykusuzluk, sinirlilik, aşırı endişe gibi belirtiler izlenebilir. Kanser tanısı alınmasından sonraki dönemde ise hastalar birçok psikolojik sorun ile karşı karşıyadır.

Bunlar arasında uyum bozukluğu, depresyon, anksiyete bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, cinsel fonksiyon bozuklukları, uyku bozuklukları, psikosomatik bozukluklar gibi kişinin hayatını ve medikal tedavi sürecini ciddi olarak etkileyebilen sorunlar bulunur.

Bu sebeple hastaların kanser ve kanser tedavisi ile ilgili acı veren, yıkım yaratan, fiziksel ve duygusal sorunlar ve yaşam tarzı değişimleri ile nasıl baş edebileceğinin öğretilmesini hedefleyen psikolojik destek ve tedavi yaklaşımları büyük önem taşımaktadır.

Hastalığını inkar edenler oluyor mu?
Hayatı tehdit eden bir tanı karşısında hastanın ilk tepkileri aşırı üzüntü, öfke, ya da hastalığı inkâr, inanamama olabilir. Karışık duyguların yaşandığı bu birkaç haftalık dönemi takiben kişinin durumu kabullenmesi ve tedavi arayışına girmesi beklenir. Ancak bazı durumlarda hastalığı inkâr uzun sürebilir. Bu inkâr sebebiyle kişi tedaviyi reddedebilir. Aşırı sinirli tepkileri çevresiyle olan ilişkilerini bozabilir.

Ya da yaşadığı ağır çökkünlük sebebiyle kişi hastalıktan başka bir şey düşünemez hale gelebilir. Kimi zaman radyoterapi, kemoterapi ya da cerrahi tedavilerin kendileri birer korku kaynağı olabilir. Bu durumlarda mutlaka bir psikiyatrik yardım alınmalıdır. Hastanın kaygıları, gelecekle ilgili endişesi, kendini değerlendirmesi, olumsuz duygu ve düşüncelerinin ele alınması, gerekiyorsa psikiyatrik ilaç tedavisinin uygulanması ile sorunlar çözülebilir. Stresin vücudun bağışıklık sistemi üzerine olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Stresle baş etme tekniklerinin öğrenilmesi ile bu olumsuz etki ortadan kaldırılabilir.

Hastanın kaygıları ne zamana kadar sürer?
Kanser tedavisinin etkili olması ile birlikte her ne kadar hasta bir rahatlama yaşasa da, bazen hastalığın tekrarı ya da metastazla ilgili aşırı kaygılar devam edebilir. Kişi her an vücudunu dinleyip her türlü bedensel algısını kanserin tekrarı biçiminde yorumlayabilir.

Rutin kontroller ve muayenelerin her biri günlerce süren gerilim ve huzursuzluklara yol açabilir. Hastalığın tekrarlaması durumunda ise kişide yine şok olma, inanamama, inkâr, sinirlilik, uykusuzluk belirtileri izlenebilir. Bu dönemi takiben reaktif depresyon ve kaygı bozuklukları gelişebilir.

Hastanın ağrısı varsa, geçmişte psikiyatrik bozukluk geçirmişse, sosyal desteği azsa, yaşamında henüz tamamlamadığı işleri mevcutsa, kanser sebebiyle günlük yaşamında aksamaları yoğun yaşıyorsa bu dönemde bir ruhsal hastalık geçirme ihtimali çok daha yüksektir.

BOL BOL GÜLÜMSEYİN
Kanser önlenebilir. Yeter ki buna inanın. Kendinizi iyi hissedin. Bol bol gülümseyin. Hayatınıza yeni bakış açıları kazandırın. Kanseri hayatınızı etkileyen bir sorun olmak yerine kişi için yeni bir bakış açısı, yaşamında olumlu adımlar atmasını sağlayacak fırsatların kapısı olabileceğini unutmayın. Yaşadığınız zorluklar karşısında göstermiş olduğunu z mücadele sizin kanseri yeneceğinizi gösterir.

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=54304&cat=220&dt=2008/02/05